“… ama bundan kurtuluş yok taaki yeni bir değişiklikle kendini kandırana kadar”
— Kaan
Kadıköy . 9 Şubat 2001
tons of…
is this what i was supposed to be…
this question, in my mind, bugging me for the last.. — I don’t really remember how long it has been —
Even though it is not regular, time to time I forget about it in the daily life of a normal human being. Yes once in a while I tend to be / strive to be normal.
—One question might come to mind.
“What is normal?”
“What the hell is being normal?”
“Who cares what being normal anyway?”
Yes once in a while I strive to be normal, live a normal life, conduct normal activities, interact with normal people… I am so amateur with this so called, generally known/accepted, “Normal standard”
Yes once in a while I wrote. And on those particular, highly normal moments I FAIL! I fail miserably! That is why I am stuck at being an amateur, which I am sure, what I am still going to be in the near future…
As if a miracle can happen!?
I do not believe, I did not and probably i will not. I wish I had believed Santa or any other fantasy character in some point in my childhood. I would definitely be one happy child on some occasions.
Let alone having childish beliefs and thinking about how silly I was, I can not even think about my childhood. Even though I knew I wasn’t going to be successful, I remember, I seeked out the depths of my memory to get a glimpse of something that I could name as a childhood.
I could neither explain nor believe what I have found there, in the depths of my memories. I sound like I wasn’t aware of it. —no it is not the issue here— I am living the aftermath, seeing and experiencing the results of it, ofcourse I am fully aware.
It is just, living in the aftermath and living what caused it are totally different things. I am not sure if it can be called living tho, might as well call it remembering.
Where was I? Just about to write on “Life’s Destined Events” Ah well maybe another time. Arrived where I am supposed to be, about to get off the bus.
Writing here is a pain anyway…
15th Jan 2010 20:37 Istanbul —K
PS: Goes well with Gathering
Hatırlanmak güzel bir duygu… Hatırlayanın kim olduğu çok önemli değil, her halükarda mutlu ediyor insanı hatırlanmak.
Hatılayan konum olarak yaklaşsa da, önemli bir yeri olsa da hayatta… —ne demek istediğimi anlatamadım— şöyle sanırım; Yakınlık derecesi arttıkça bazı şeyleri otomatik olarak yapmasını bekliyoruz insanlardan, sanki zorunlularmış, asli görevleriymişçesine. Ama hayır, en azından benim için öyle değil. Açıkçası yakınımdaki insanların beni hatırlaması beni mutlu ediyor.
Bugün yüzümü güldürmeyi başaran bir kartpostal aldım, nedeni de budur heralde bu yazının :)
Teşekkür :)
2.41
Hep aynı kısır döngüler içinde bir ileri bir geri gidiyor hayat. İniş ve çıkışlar değil bunlar, hatta ileri geri bile değil belkide…
İleri gidiyormuş gibi yapıp aldatıyor hayat bizi, sonra farkettiğimde hep bulunduğum noktaya geri dönmüş hissi uyandırıyor. İlüzyon burda, aslında hep aynı noktadan hayata dahil olmaya, insanlarla iletişim kurmaya, ilerlemeye, müdahele etmeye çalışıyoruz. Nafile… Hep aynı noktadan bakıyoruz, o noktadan kaç farklı bakış açısı olabilirki acaba?
Hayat hep yol katetmeye çalışmaktan ibaret olacak belki, geçen zaman da o yola koyulma evresindeki hazırlık süresi. Hep yerimizde tekleyip durucağız ve hep bir gün ilerlemenin, ulaşmanın hayallerini kuracağız.
Kısaca hep kandıracağız kendimizi. Taaki hayattaki en gerçek şey bizi bulana kadar.
Zaten o zaman da ne olduğunun / olacağının / olmuşluğun anlamı kalmayacak. İşte o zaman ulaşacağız ilk kez!
beş ekim sıfırdokuz
şimdi balkonda, son gecemi geçirdiğim bu evde, yağmur bulutlarıyla kaplı şehri izlemekteyim. Soğuktan titrerken, ağzımı yakan kahve bile içimi ısıtmaktan aciz. Sonbahar bu sefer çok hızlı geldi.
Yazdıklarımı düşünüyorum. Çok muğlak, kendine bile açık olmaktan uzak garip cümlelerden oluşuyorlar. Muğlaklık hayatın bilinmezliğinden, açık olmaması ise acaba insanın kendisine bile tam açık olmama/olamamasından mı kaynaklanıyor? Bazı şeyleri bırak kabullenmeyi, açık açık, kendi kendine dile getirmek, basit varoluşlarını kabul edebilmek, farkında olmak bile hayatın üzerine kurulu olduğu —tabiiki o anki uydurukluk/uydurulmuşluk içinde— temelleri sarsabilecek etkiye sahip!
Çoğu zaman sarsmamak o temelleri; anlaşılır, olağan, kabul edilebilir…
Türlü bahaneler var zaten sarsmamak / sarstırmamak için. Ama nadirende olsa hayat süprizler yapmıyor değil ve bu süprizlerin gizli kapaklı, sinsice saklanan fırsatlar da var. Bunları görebilmek, kullanabilmek, görüp kullanabilmek için gerekli dürüstlüğü ve açıklığı sağlamak apayrı bir meziyet sorulursa bana.
Ama kesinlikle emin olarak söyliyebilirimki; insan arasıra da olsa, en azından kendine karşı dürüst davranmalı…
ortaya karışık
yaşam hep beklemek..
beklemek hiç gelmemesi o anın..
kısaca bilincinde olmak gelmeyeceğinin ve yinede beklemek..
**arada tutar gibi olup, bir göz kırpıp yine yok olması sisle geleceğe**
kişisel not aldım bunu üstüne yazıcam bi ara.. ne zaman bilinmez ama umarım kısa sürede
Yeniden yazınsal dünya
Bu deftere uzunca bir süre ara verdiğimde üzüntü duyarım. Uzunca bir süreden sonra yeniden yazmağa oturduğumda biriktirdiğim “yazılacaklar” arasında bir seçme yapma gerekir. Oysa baştan beri, “seçmeler yaparak araları doldurmayacağım” diye verdiğim bir karar var. O günü yazacağım; o gün yazabileceğimi yazacağım. İster aralardan, ister o günden gelsin, o günün yazısı olarak yazacağım yazacağımı.
Bilge Karasu 21/12/77
Uzunca -azımsanmayacak kadar- bir süre sonra yeniden kalem kağıt ikilisi ve yanında en önemli dostları kahve ve sigaramla beraber yine İstanbul’un bir köşesinde şehri gece ışıklarının aydınlığında seyrederken, kendimi yazarken -aslında yeniden düşünürken- buldum.